Show More

Döviz İle Borçlanmalarda Kurdaki Ani Dalgalanmalar Sebebiyle Sözleşmenin Değişen Şartlara Uyarlanması

15.06.2017

Hukukun temel ilkelerinden olan Ahde Vefa ilkesi uyarınca, bir sözleşmenin tarafları edimlerini sözleşmeye uygun şekilde ifa ile yükümlüdür. Fakat kimi zaman, sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan ve taraflarca öngörülemeyen, öngörülmesi de beklenmeyen haller nedeniyle değişen koşullar, tarafların edimleri ve menfaatleri arasında sözleşmenin kurulduğu anda mevcut olan dengeleri bütünüyle değiştirebilmektedir.

 

Sözleşmenin yapıldığı anda mevcut olan durumlar esaslı şekilde değişikliğe uğramışsa, tarafların sözleşme ile bağlı olmaması kuralına “Beklenmeyen Hâl Şartı” (Clausula Rebus Sic Stantibus)denilmektedir. Sözleşmenin edim ve menfaatleri arasındaki dengeyi bozan ve beklenmedik hal şartı teşkil eden olağanüstü hallere örnek olarak savaş, doğal afet, büyük ölçekteki ekonomik krizler, para değerinin önemli ölçüde düşmesi, döviz kurundaki ani değişiklikler ve benzeri haller gösterilebilir. Bu ilke doğrultusunda taraflara sözleşmenin değişen şartlara uyarlanması imkânı sunulmaktadır. Ahde Vefa ilkesinin istisnalarından biri olarak kabul edilen bu imkân, işlem temelinin çökmesine ilişkindir ve kaynağını Türk Medenî Kanununun 2nci maddesinde öngörülen Dürüstlük Kuralından almaktadır.

 

 

 

818 Sayılı eski Borçlar Kanunu Döneminde Durum:
 

Sözleşmenin değişen şartlara uyarlanması imkânı Doktrinde ve Uygulamada kabul edilmiş olmasına karşın 818 sayılı eski Borçlar Kanunu (“eski Kanun”) döneminde bu hususta herhangi bir açık düzenleme bulunmamaktaydı. Nitekim bunun sonucu olarak eski Kanun döneminde Yargıtay, sözleşmenin değişen koşullara uyarlanmasına ilişkin verdiği birçok kararında Medenî Kanunun 2. maddesinde düzenlenen ve hukukun genel ilkelerinden olan Dürüstlük Kuralına atıfta bulunmuştur.

 

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda Yer Alan Düzenleme:
 

Eski Kanun’dan farklı olarak, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda (“TBK”) ise sözleşmenin değişen şartlara uyarlanması, “Aşırı ifa güçlüğü” başlığı altında düzenlenmiştir. TBK’nun 138. Maddesinin birinci fıkrasına göre: “Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır.”

 

 

TBK m. 138 uyarınca sözleşmenin değişen şartlara uyarlanması ya da dönme hakkının kullanılması ancak aşağıdaki dört koşulun birlikte gerçekleşmesine bağlıdır:

 

- Sözleşmenin yapıldığı sırada, taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum ortaya çıkmış olmalıdır. (“öngörülemezlik”)
- Bu durum borçludan kaynaklanmamış olmalıdır.
- Bu durum, sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmiş olmalıdır.
- Borçlu, borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olmalıdır.


Anılan bütün koşullar birlikte gerçekleşmişse borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteyebilir. Bunun mümkün olmaması hâlinde borçlu, sözleşmeden dönebilir; sürekli edimli sözleşmelerde ise kural olarak, fesih hakkını kullanır.

 

Yabancı para birimi üzerinden borçlanmalarda döviz kurundaki ani değişiklikler TBK m. 138 uyarınca sözleşmenin değişen şartlara uyarlanmasını gerektirir mi?
 

Anılan hükmün ikinci fıkrasında ise “Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır.” hükmü tesis edilmiştir. Esasen TBK m.138/2’de tesis edilen bu açık hüküm uyarınca, döviz kurundaki ani değişikliklerin de sözleşmenin değişen şartlara uyarlanmasını gerektirdiği söylenebilir.

 

Fakat ilgili hükmün uygulanması için gerekli koşullardan birisi olan “öngörülemezlik” koşulu nedeniyle, her iki Kanun döneminde de, uygulamada bu hususta farklı kararlar verildiği görülmektedir.

 

Yargıtay’ın Bu Konudaki Farklı Görüşleri ve İlgili Kararlar:
 

Yargıtay, verdiği kararlar ile bu konuda birbirine zıt iki farklı görüş geliştirmiştir. Yargıtay, “birinci görüş”e göre verdiği kararlarda, döviz kurundaki ani değişikliğin “öngörülemez” olması durumunda, TBK m. 138’in açık hükmünün uygulanacağını ve sözleşmenin değişen şartlara uyarlanabileceğini söylerken; “ikinci görüş”e göre verdiği kararlarda ise, Türkiye’nin ekonomik yapısı ve dinamikleri göz önüne alındığında, döviz kurundaki ani değişikliklerin “öngörülemez” olmasının mümkün olmadığını dolayısı ile yabancı para borcu altına giren kişinin döviz kurundaki değişikliklerin riskini de almış olduğunu söylemektedir.

 

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 28.10.2013 tarihli ve E.2013/11149 K.2013/26086 sayılı kararında şu ifadelere yer vermiştir:

 

“Ülkemizde 1994 ve 2000 yıllarında yaşanan ekonomik krizlerden sonra yabancı para kurlarındaki değişkenlik herkesçe bilinir ve öngörülebilir bir hale gelmiştir. Esasen ülkemizde zaman zaman ekonomik krizlerin vuku bulduğu ve bu bağlamda dövizle borçlanmanın risk taşıdığı da toplumun büyük çoğunluğu tarafından bilinen bir olgudur. Ortalama bir tüketici için kurdaki dalgalanma öngörülemez değildir. Türkiye’de belli aralıklarla milli paranın döviz karşısında değer kaybettiği, son 10 yılda en çok kullanılan Dolar ve Euro karşısında toplumun tüm kesimlerinin katlanamayacağı bir devalüasyon yaşanmadığı kabul edilmekte olup diğer ülkelerde dahi döviz paritelerinin günlük değiştiği de keza herkesçe bilinmektedir. Kaldı ki son yıllarda ekonomi uzmanlarının milli paraya güven telkin eden yaklaşımlarına itibar edilmeyerek sözleşme tarihinde TL ile konut kredisi kullanmak yerine uzun süredir kur artışı yaşamayan JPY1 ne endeksli konut kredisine yönelmek, sözleşmede yer alan “kur artışının müşteriye ait olacağı” yolundaki kaydın haksız şart olmadığı gerçeği karşısında davacının dövizdeki dalgalanmayı öngörmeyeceği söylenemez.”

 

Ayrıca Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin, eski Kanun döneminde verdiği 9.6.2005 tarihli ve E. 2005/1874 K. 2005/9749 sayılı kararında da;

 

“Ülkemizde yıllardır süren enflasyon eşya fiyatlarında beklenilenin üzerindeki artışlar Türk Parasının yabancı paralara karşı sürekli değer kaybetmesi toplumun yaşamını ağırlaştırmakta ve huzursuzluk kaynağı olmaktadır, işte bu açık olgu karşısında kredi veren bankaların enflasyonun rizikolarından korunmak amacıyla dövize endeksli kredi sözleşmeleri düzenledikleri bir gerçektir. Devalüasyon ve ekonomik krizlerin bir anda oluşmadığı, belli ekonomik dar boğazlardan sonra meydana geldiği de bilinen bir gerçektir. Yabancı para karşısında sürekli değer kaybeden Türk Parası yerine döviz ile sözleşme yapan ve borç altına girenlerin ülkedeki geçmişte yaşanan yüksek enflasyon ve ekonomik krizler karşısında dövizle borçlanmada bu tür artışların yaşanabileceğini öngörmesi, dövizin seyri karşısında davalının bunu tahmin etmesi gerekir. Kaldı ki davanın dayandırıldığı olaylardan sonra dövizin seyri karşısında da işlem temelinin de çökmesinden bahsedilmesi mümkün değildir. “

 

ifadelerine yer vererek, ikinci görüş doğrultusunda bir karar verdiği görülmektedir.

 

Öte yandan; Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin E. 2013/16898 K. 2014/18895 sayılı ve 13.6.2014 tarihli bir başka kararında ise

 

“Davacı, 22/05/2008 tarihinde İsviçre Frangı’na ( CHF ) endeksli konut finansman kredisi kullandığını, krediyi kullandığı tarih ile gelinen tarih arasında aşırı derece kur farkı oluştuğunu bu nedenle kredi taksitlerini ödemede zor duruma düştüğünü ileri sürerek öncelikle sözleşmenin geçerli olup olmadığının tespitini, şayet geçerli olduğu tespit olunur ise sözleşme şartlarının mevcut duruma uyarlanmasını istemiştir. Dava tarihi itibariyle 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu yürürlükte bulunup, dövizle borçlanmalarda uyarlama istenebileceği gözetilmelidir. Mahkemece, dövizle borçlanmalarda Türk Lirasının değer kaybettiğinin kolayca bilinebilecek ve öngörülebilecek bir husus olduğu vurgulanmıştır. Ancak, bu sonucu varılırken, hangi objektif kriterlerin bulunduğu açıklanmamış, sadece önceki krizler gösterilmiştir.”

 

ifadelerine yer vererek, birkaç ay önceki kararına zıt olacak şekilde, birinci görüş doğrultusunda bir karar verdiği görülmektedir.

 

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin eski Kanun döneminde verdiği E. 2003/1281 K. 2003/3909 sayılı ve 3.4.2003 tarihli kararında da;

 

“Sözleşmenin kurulduğu günden dava tarihine kadar geçen süre içinde, ülkemizin yerleşmiş ekonomik koşullarının etkisiyle sözleşmedeki yabancı paranın ( dövizin ) Türk parası karşısında normal artışlarla ulaşması gereken değeri bulunmalı, bulunan bu değer sözleşme gereği kiralayan yararına kabul edilmeli, daha sonra 2001 yılı Şubat ayında başlayan ve aralıksız şiddetini artıran umulanın üstündeki dolardaki artış ve buna bağlı ekonomik krizin tabii sonucu ortaya çıkan, sözleşmedeki yabancı paranın Türk parası karşısındaki dava tarihi itibariyle değer artışı tesbit edilmeli, böylece belirlenecek iki değer arasındaki farklılık miktarı, sözleşmedeki özel hükümler, kiralananın niteliği, kullanma alanı, konumu, bölgede kira parasını da etkileyecek normalin üstündeki imar ve ticari gelişmeler gibi değişiklikler, emsal kira paraları, vergi ve amortisman giderlerindeki artışlar ile somut olayda görülebilen objektif etkenlerle karşılaştırılıp, değerlendirilmeli, sonuçta işlem temelinin çöktüğü, sözleşmedeki çıkar dengesinin katlanılamayacak derecede davacı aleyhine bozulduğunun benimsenmesi halinde, kiracının ne miktar kira parasından sorumlu olacağı belirlenmeli, böylece sözleşmedeki kira parasını, tarafların amacına uygun objektif iyiniyet, hak ve nesafet ( MK Md.4, 2/1 ) kurallarının elverdiği ölçü ve düzeyde yine yabancı para olarak uyarlanmalıdır.”

 

ifadelerine yer vererek, birinci görüş doğrultusunda karar verdiği görülmektedir.

 

Sonuç:
 

Görülmektedir ki; döviz kurundaki ani değişiklerin sözleşmenin değişen şartlara uyarlanmasını gerektirip gerektirmeyeceği, “öngörülemezlik” koşulu hakkındaki farklı görüşler sebebiyle; eski Kanun döneminde olduğu gibi, TBK m. 138’de düzenlenen açık hükme rağmen, yeni Kanun döneminde de Yargıtay kararları ışığında kesin olarak cevabı verilebilecek bir mesele değildir. Kanaatimizce, döviz kurundaki değişikliklerin, Türkiye’de her zaman öngörülebilir olduğunun kabulü yerine; her somut olay özel olarak incelenerek, bu kadar rekabetçi bir ortamda, bir iş adamının TL’deki aşırı değer kayıplarını öngörerek bir takım sözleşmelere imza atmasının ve taahhüt altına girmesinin mümkün olamayacağı hususu kabul edilmelidir. Keza, hiçbir yüklenici/yatırımcı kar marjlarının son derece düştüğü bir ortamda, dövizdeki bu kadar büyük dalgalanmaları öngörerek ne iş alabilir ne de iş yapabilir. İş adamlarının basiretli davranması ne kadar önemli ise, yargıçların da iş ve ticaret hayatından kopuk bir anlayışa sahip olmaması o kadar önemlidir. Kamu çıkarları kuşkusuz hayati önemi haizdir. Ancak, özel sektör – kamu kurumu çıkarları dengesinin korunması da iş hayatının devamı açısından fevkalade önemlidir. 

 

Facebook'ta Paylaş
Twitter'da Paylaş
Bu yazıyı beğen
Please reload

Kategoriler
Please reload

Son Yazılar
Please reload

Takip Edin
RSS Feed